Serseri

19 Ekim 2009

Bitiş Düdüğü

Şu anda elinizde tuttuğunuz, muhtemelen hafiften göz gezdirdiğiniz derginin son sayısı olacak bu. Rakamlarla on dokuz. Bir sonu ifade ediyor.

Bir dergi için veda yazısı yazmak yeterince tuhafken, üstüne üstelik derginin okuyucuları için mantıklı gerekçeler ortaya koyma zorunluluğu...

Ciddi olamazsınız, gerçekten mi, ne yani böyle bir dergiden bu tür bir veda yazısı mı umdunuz. Umduğunuzla kalın o zaman. Tamam tamam. Bir beklentinin hissiyatını idrak ettim. Kursakta kalmasın hiçbir şey. Dergiyi gösterdiğimiz bir dergi mütehassısı, ki şöyle oldu elimizde dergiler eş dost tavsiyesiyle gittiğimiz mütehassıs, çünkü ölü numarası yapmak, ölmeye başlamak ve gerçekten ölmek arasındaki farkı idrak edemeyecek kadar, gerisi aklıma gelmedi şimdi ya da tembelim. Neyse bu mütehassıs, adı; Dergidincani, unvanıyla Dr. Dergidincani, bütün sayıları aldıktan sonra odasına çekildi. Yaklaşık bir saat sonra odasından çıktı aşağıda konu edilen konuşmayı yaptı.


Dr. Dergidincani'nin anlattıklarına ve bazı tuhaflıklara dair

Ben hep şunu söylerim ve bilirim. Bunca yıllık - ki tastamam 37 yıl eder- tecrübemin bana öğrettiği şey dergiler insanlar gibidir, doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Takdir edersiniz ki doğum, bir birlikteliğin, heyecanın ve bunların meydana getirdiği beklentilerin sonucudur. Meydana gelen ürün çeşitli aşamalardan, aşınmalardan geçerek yaşar, yaşar, yaşar ve heyecanın bittiği yerde ölür. Benim bir dergi mütehassısı olarak bu dergi için söyleyebileceklerim de bundan fazlası olmayacak. Bu dergi bütün aşamaları görmüş; doğmuş, emeklemiş, ilk adımlarını atmış, büyümüş. Büyümekle beraber çocuksuluğunu bir taraftan muhafaza etmiş. Kimi zaman kalabalık olmuş, çoğu zaman tenha. Ama sonuçta o meşum sondan kurtulamamış. Her şeye rağmen; kelimelerin cümlelerin, hikayelerin, şiirlerin incelikle, kıvraklıkla, bir tüyün güneş alan bir odada bir o yana bir bu yana süzülüp sonra gökyüzüne süzülmesi gibi, doruğa ulaşan birliktelikleri olmasına rağmen. Dediğim gibi kaçınılmaz son onu yakalamış. Bitmiş evlatlarım, bu derginin işi bitmiş.

Evet bizim duyduklarımız bunlar; tam bu noktada , tam biz kendimize dönüp, bu konuşmadan ne anlayıp ne anlamadığımızı tartmadan, duygularımıza tercüman olan cümleleri, o sırada Dergidincani'nin ofisinde bulunan sol kolu çolak bir adam söyledi -Daha sonra adının Saevadra olduğunu öğrendik-

'Doktorun anlattıklarını hiç beğenmedim, ama anlatış tarzı hoşuma gitti.'

Aslında söylenecek pek fazla bir şey kalmıyor geriye, yine de giderken bir şarkıyı armağan etmek.

Verimli toprağı, bol yağmuru olup da ürün veremeyen tarlalar için, penaltı anında endişe yaşayan bütün kaleciler, iyi orta gol getirmeyince kahrolan taraftarlar, gözenekleri tıkalı olduğu için dışarı çıkamayan ter damlaları,koşuyu kaybeden atlar için, ışıklı motel tabelaları, yokuşlardaki telefon kulübeleri, muhteşem uyku mahmurlukları, dudakta çıkan uçuklar için, sakızdan çıkan kelebek dövmelerini kollarına yapıştıran küçük kız çocukları için, dergileri okuduktan sonra çay altlığı yapanlar için, ama en çok, serseri dergisinin beşinci, yedinci, sekizinci ve on altıncı sayıları için geliyor. Zeki Müren'den Veda Busesi.

hani o bırakıp giderken seni
bu öksüz tavrını takmayacaktın
alnına koyarken veda buseni
yüzüme bu türlü bakmayacaktın

gelse de en acı sözler dilime
uçacak sanırım birkaç kelime
bir alev halinde düştün elime
hani ey gözyaşım akmayacaktın

Etiketler: ,